Yazar: Utku Gürakar | Kategori Tarihsel | Tarih: 28-01-2009

İran’da İslam Devrimi 14 Ocak 1979’da gerçekleşti. İran İslam Devrimi denilen bu devrimin meydana gelmesi elbette ki bir günde, bir haftada, bir ayda, hatta bir yılda olmamıştır. Adım adım ilerleyen bir uygulamalar zinciri ile İran halkının Şah yönetiminden soğuması sağlanmış, gerçek yüzler ve amaçlar halktan gizlenerek İran halkına cumhuriyet yönetimi getirileceği vaat edilmiş, halkın devrim ile birlikte daha geniş özgürlük ve haklara sahip olacağı düşüncesi aşılanmıştır.
30 yıl önce onlarda da bizde konuşulduğu gibi, İranlı solcular, demokratlar, milliyetçiler, liberaller, dinciler tarafından darbe ve şeriat benzeri sorunlar tartışılıyordu. Onlar mollaların demokrasi ve özgürlük getireceğine inandılar. Humeyni’nin onlara vaatleri; demokrasi, fikir özgürlüğü, siyasal özgürlük, kadınlara eşit haklar ve giyim serbestliğiydi. Şah devrildikten sonra mollaların ülkeyi yönetmeyeceklerini, bu vaatleri gerçekleştirip camiye geri döneceklerini zannetmişlerdi. Yanıldılar. Şah, İran’ı terk etti ve karanlık devrim harekete geçti.
Tahran’da büyük mitingler yapıldı. Mitinglerde solcu ve liberal şehitlerin resimlerini taşıyanlar mollalar tarafından dövülüyordu. Bu olayın üzerinde pek durmadılar. Ertesi gün yakalanan bir hırsızın mollalar tarafından kurulan İslam Mahkemesi’nde yargılanıp kamçı cezasına çarptırıldığını öğrendiler. Bunu da ciddiye almadılar. Şarap ve bira fabrikaları ile sinemaların yakılıp yıkılmasına da ses çıkarmadılar. Onlar bu olanları umursamazken mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda okuyamayacakları; birlikte spor yapamayacakları, kadınlara örtünme zorunluluğu gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı. Onlar olanları hala geçiş sancısı olarak görüyorlardı. Kitapevleri ve gazete bayileri yağmalanıp ateşe veriliyordu. İnsanlar idam ediliyordu. Uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyor, alkol içenler kırbaç cezalarına çarptırılıyordu.
Toplum hızla dincileÅŸtiriliyor, alınan kararların ardı arkası kesilmiyordu. Kızların evlenme yaşı 13’e düşürüldü. Parfüm, saç boyası, ruj gibi kozmetik malzemelerin yurda giriÅŸi yasaklandı. Demokrasiden, özgürlükten bahseden Humeyni, ÅŸimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmiÅŸti. Mollalar referandum’u gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: “İslam Cumhuriyeti”ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?”. Halkın yüzde 65’i okuma yazma bilmiyordu. Devamını okuyun »

Spam, internet üzerinde aynı mesajın yüksek sayıdaki kopyasının, bu tip bir mesajı alma talebinde bulunmamış kişilere, zorlayıcı nitelikte ve genellikle ticari amaca yönelik olarak gönderilmesidir. Spam mesajlarla e-posta adreslerimizde sıklıkla karşılıyoruz. Ancak, günümüzde spam yollayan otomatik sistemler forum, blog ve ziyaret defteri gibi hazır sistemleri daha önceden tanımlayarak bu sistemleri sürekli olarak reklam içerikli ileti yağmuruna tutmaktadır.
Spam çeşitli türlere ayrılmaktadır;
E-posta yolu ile gönderilen spam türlerinden ticari içerikli olan UCE (Unsolicited Commercial e-mail / Talep Edilmemiş Ticari e-posta), içeriğinin mutlaka ticari olması gerekmeyen UBE (Unsolicited Bulk e-mail / Talep Edilmemiş Kitlesel e-posta), bir diğer sık rastlanılan e-posta spam tipi ise MMF (Make Money Fast / Kolay Para Kazanın) iletileridir.
E-mail şeklindeki spam, alıcıların göndericiden çok daha fazla masraf yapmasını gerektiren bir özelliğe sahiptir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, AOL (America Online) mahkeme kararıyla durdurulana kadar Cyber Promotions kuruluşundan günde 1.8 milyon spam iletisi aldığını belirtmiştir. Tipik bir kullanıcının bir spam mailini almak, tespit etmek ve silmek için sadece 10 saniye harcadığı düşünülse bile, bu AOL tarafından karşılanması gereken ve sadece spam maillerin silinmesi için harcanan 5,000 saatlik bağlantı anlamına gelmektedir. Buna karşılık T1 hattı kullanan spam kaynağı bunun için günde sadece $100 mertebesinde bir ücret ödemektedir.
Spam mesajların önlenmesi açısından gerek sistem yöneticilerinin gerekse internet kullanıcıların alabilecekleri bir dizi önlem vardır: Devamını okuyun »
Yazar: Utku Gürakar | Kategori Müzik | Tarih: 02-11-2008

1995 yılındaki bir anda parlayıp sonradan sönen Cartel olayını saymazsak, rap müzik Türkiye’de son üç dört yıl hariç, hiçbir zaman büyük kitlelerin karşısına çıkmadı. Ama rap, 90’lı yılların başından itibaren Türkiye’ye, özellikle Almanya’da yaÅŸayan gurbetçilerin çocukları üzerinden girmeye baÅŸlamıştı bile. Bu yazıda Türkçe rap’in hikâyesini sizlerle paylaÅŸacağım…
Öncelikle herkesin merak ettiği bir soruyla başlayalım. Yasal olarak piyasaya çıkan ilk Türkçe sözlü rap parçası neydi ve kime aitti? Cevap, King Size Terror grubunun 1991 tarihli ‘The Word is Subversion’ albümünde yer alan ‘Bir Yabancının Hayatı’ adlı şarkı. Parça, Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarını anlatıyordu. Albümünün genelinde yabancı düşmanlığına ve Almanya’da uygulanan hatalı politikalara karşı bir duruş vardı. Parçayı Karakan grubundan tanıdığımız Alper A. yazmıştı. King Size Terror adıyla Almanya’nın Nürnberg şehrinde müzik yaşamını sürdüren Alper A. başlarda hep İngilizce sözler yazmış, ‘Bir Yabancının Hayatı’ ile Türkçeye geçiş yapmıştı.
1994’te Frankfurt’un sayılı yeraltı gruplarından sayılan Asiatic Warriors ‘Told Ya’ isimli ilk albümünü yayımladı. Hem plak, hem CD olarak yayımlanan albümde yer alan ‘Life is a Fight’, Türkçe rap tarihinin önemli parçalarından oldu. Çünkü parçada daha sonra İntikam grubunu kuran MC’lerden Savaş, Türkçe bir bölüm söyledi.
1994 yılında Almanya’nın Wiesbaden ÅŸehrinden Micforce adlı grup ‘Britkore’ diye tanımlanan, özellikle Public Enemy’nin yolundan giden İngiliz gruplarının yaptığı türe yakın parçalar piyasaya sürdü. ‘Fuck You Skin’ adlı single ÅŸarkıları ile dikkatleri üzerine çeken grup, daha sonra ‘It Ain’t Over’ isimli EP’lerinde yer alan ‘Selam’ ile marÅŸ gibi bir iÅŸe imza attı. Sözler İngilizce olmasına raÄŸmen aralarda Türkçe kelime ve cümlelerin geçmesi yüzünden Micforce ÅŸu anda müzik yapmayı bırakmış olsa da bilinen ve beÄŸenilen bir grup oldu. Devamını okuyun »