Eli kanlı krallar, köşeleri tutanlar… Kötü ve ucuz bir film gibi…

Yolda insanlara aldırmaz bir şekilde yürüyordum. O kadar insan arasında sendin karşıma çıkan. Seni uzun süreden beri ilk kez görüyordum. Hayatım rastlantılar örgüsü üzerine kurulmuş bir halde. Dün seni düşünmüştüm karanlık ve ıssız bir sokakta yürürken. Şimdi karşımdaydın… Siyah güneş gözlüklerini takmış, cep telefonunla uğraşarak ilerliyordun. Gözlerini göremedim. Ne güzel gözlerin vardı oysa. Sen saklamakta hep inat ederdin. Sanki o an martılar ve sarmaşıklar dolandı göz kapaklarıma. Yüzünü bile göremedim. Beni fark etmeden yanımdan geçip gittin. Kördüm belki de ben. Kör olmasaydım benimle yürümezdin eskiden. Sana seslenemedim ardından. Arkama bakakaldım uzun süre. Belki de küstah sesim bir engele çarptı ve geri tepti, ben fark etmeden. Yapamadım; seninle konuşamadım.
Seninle karşılaştığımızda, seni fark etmediğim zaman arkamdan seslenip bana söylenmeye başlardın eskiden. Bana sarılırdın hiç kırılmamış gibi. Şimdi o içindeki yaşamı kaybetmiş gibi çıktın karşıma. Yaşadıkların elbet zordu. Senin yerinde kim olsa içinde bulunduğun durum karşısında o yüce yaşam gücünün sürekliliğini sağlayamazdı. Böyle bir yaşamı hiç hak etmiyordun. Ben de fazla geliyordum senin yaşamına.
Yürümeye devam ederken geçmişi düşündüm. Geçmişe değer vermemiştik. O güzel günleri yaşamayı bilemedik; şimdi de geleceğimiz değerini kaybediyor, her geçen gün. Hatırlar mısın, kitaplarının arasına koyduğum çiçekler ne renkti? Affetmenin kırık, körlüğün yok olmuş rengi birleşti köşe başında. Sen yaklaştıkça endişe verdiğin için; tenin esmer olduğu için güzeldin.
Gemisiz denizlerin kıyıları, senin göstermesen de yanık bir yüzün vardı. Gemiler dolarken uzak limanlara, hayallerim kırabileceğin camdandı. Aklıma çektiğin perdeler gözlerinden kara mıydı?
Bir öğle vakti kumsalda beni zorla denize sokmak için elinden geleni yaptığın an gelir aklıma, bu gece. İçimdeki acı fazlasıyla artar yine. Güneşin battığı an esmer tenindeki o sarı ışıldama kokusuyla sarıydı. Gölgesi yere düşen saçlarındı benim gözlerim. Batan güneşi hiç fark etmedim sen yanımdayken. Sen güneş batmadan az önce giderdin, ben kalırdım yalnız başıma. Karanlıktan korkmazdım ben.
Sen bana kızdığın zaman o güzel sesini duymak yeterdi bana. Sahilde yalnız başıma otururken şimdilerde, o sesini arıyorum çok yakınlarda. Hemen karşımdasın sanki deniz kenarında. Alışmayı istemedim hiçbir zaman seni sevmemeye. Sen yükü düşmüş omuzların ve serçe adımlarınla yürüdün yavaşça ve bizi yalnız bıraktın o deniz kenarında. Ölen serçelerdi adımlarında. Güneşin battığı kumsalda bir kız ve erkek ölürdü. Gemiler boşalırken uzak limanlara, hayallerimi kırdın ya; camdandı.
Tarih: 14.10.2007 | Saat: 04.14 - Gece | Utku Gürakar
wasowsky
Ekim 15th, 2007 22:23
Uzun süredir okuduğum en güzel yazıydı…Kime yazdın bilmiyorum ama,şanslı biri…
Aylin
Ekim 29th, 2007 23:13
Bu yazılarını yeni okuyorum utku. Birisini bu kadar içten sevebilmek çok hoş. Keşke herkes böyle sevebilse, sevilebilse. Hayatımda okuduğum en iyi yazı ve çok etkilendim…
Samet
Kasım 5th, 2007 00:23
Utku sen neler yazmışsın. Didim anılarınla bir alakası var bunun değil mi? Aslında önemli olan şey bu yazının çok güzel olduğu.Çok beğendim dostum.Ellerine sağlık…
okur-yazar
Mayıs 11th, 2008 21:51