Telaşın nedeni anlaşıldı: Deniz Feneri sönerse gemicikler yolunu nasıl bulacak!

Karanlık sokakların ardındayım bu gece. Uyanmak istiyorum bu derin uykumdan. Boş bir sokakta buluyorum kendimi. Sokak lambaları üsteme geliyor sanki. Bu sokakta seni istemiyoruz diyorlar, gizlice. O sokaktan, senin gülüşünü düşünerek hızlıca uzaklaşıyorum. Senin gülüşünü düşünmesem oradan kaçabilir miydim sanki?
Ben koşarken adımlarımdan rahatsız olan bulutlar hareketlenmeye başlıyor. Yağmur damlaları bu yoğun sessizliğin içinde yavaşça yeryüzüne iniyor. Islak toprak kokusu kaplıyor, beynimin hücrelerini. Yağmur damlalarının yüzüme çarpmasına aldırmadan, eski köprünün yakınındaki bir evin kuytu köşesine doğru yürüyorum. Yağmurun dinmesini beklerken karşıdaki ağacın yapraklarından yere damlayan su tanesinin içinde buluyorum kendimi.
Yağmurdan sonra sis kaplıyor içinde kaybolduğum sokakları. Eski köprüye doğru yürüyorum bu gizemli sisin içinde. Eski köprünün üstünde onu görüyorum. Gözleri çok uzaklara dalmış… Neleri düşünüyor hiç bilmiyorum. Kaybolmuşluğuma hüzün de ekleniyor. Saçları dalgalanıyor ayın buğulu ışığında. O beni fark etmeden oradan uzaklaşıyorum. Yalnızlığıma geri dönüyorum.
Her yeri ayaz kaplıyor. Tan vaktini beklerken çimlerin arasındaki banka oturuyorum. Benim de gözlerim uzaklara dalıyor. Düşünüyorum. Aylardır ruhumun alacakaranlık dehlizlerinde büyüleyici yolculuklara çıkamıyorum… Şimdi ayakta kalma zamanı, diyerek durmadan çevremdeki insanları düşünüyorum… O paramparça, o bölük pörçük, o hep eksik kalan, hep aşık olduğumda sonsuz acılarla yıkılan ve her yıkılışında büyük hazlar yaşadığım ruhumla değil, yıllardır küçümsediğim gündelik hayatın sorunları karşısında ezilen dostlarım için ayakta kalmaya çalışıyorum.
“Neye dokunsam sonsuz birikmiş gözyaşı… Neye dokunsam sonsuz birikmiş yaşama özlemi… Neye dokunsam hep geç kalınmışlık, hep eksik yaşanmışlık… Yaptıklarımız hata olabilir, bunu kabul edebiliriz; ama bunca bilinmezliğin ortasında yine de direnip duruyoruz… Artık anlasın bizi ve bir kez olsun eğilip alnımızdan öpsün bu hayat…”
Tarih: 19.10.2007 | Saat: 20.40 | Utku Gürakar
Aylin
Ekim 29th, 2007 23:18
Bir önceki yazın kadar güzel. İnan okuyunca insan yaşamının değerini anlıyor, kendine geliyor ve kendine bir daha bakıyor. Hayat seni anlayacaktır eminim.
Samet
Kasım 5th, 2007 00:14
Arkadaşım, ben senin yanına geleyim.Biraz konuşalım…
wasowsky
Kasım 25th, 2007 22:28
Teşekkürler..