Eli kanlı krallar, köşeleri tutanlar… Kötü ve ucuz bir film gibi…

Hafta sonlarından bir gündü. Hava güneşli, vakit akşamüstüydü. Otobüs durağında bekliyordun. Ben dalgalanan sarı saçlarına kapılmış karşı kaldırımda yürürken senin yeşil gözlerini görememiş olmamdan bu kızın sen olduğun konusunda tam emin olamamıştım. El salladın bana. Seni gördüğümde oldukça şaşırdım. Duraksadım. Sonra ben de sana karşılık verdim.
Yüzün her zamanki gibi gülümsüyordu. Ben her an gülümseyebildiğin için sevmemiş miydim seni? Senden öğrendim gülümsemeyi. Gülüşlerimi kaybettiğim oldu. Gülüşlerimi kaybettiğim her an seni aklıma getirdim. Gülüşlerimi geri getirmeyi başardım; ama içim hep acıdı.
Seni anlatırken saçlarının dalgalandığını söyledim az önce… Oysa seni gördüğüm zaman hava rüzgârlı değildi. Bu da benim abartılarımdan biriydi. Abartmayı yüksek notlar aldığım kompozisyon sınavlarında seni anlatırken öğrenmiştim.
Yaklaşık 1 yıl önce seni gördüğümde saçlarını simsiyah boyamıştın. Şimdi yanımda olsaydın, ”Sen ne esmerleri ne de kızılları sevebilirsin. Onlar da seni sevmezler. Sen sadece sarışınları sevebilirsin.” derdin herhalde. Oysa ben kimseyi sevemedim, seni de sevemediğim gibi…
Kim kaldı ki?
Tarih: 20.03.2008 | Saat: 00.30 | Utku Gürakar
Reklam
Yorum Yazın