Halka barikat kurdular. Emekçilere saldırdılar. Büyük bir öfkeyle, nefretle, öç almak istercesine emekçilerin bayramını kana, gaza, gözyaşına boğdular.

Şaşılacak bir yanı yok aslında. 1977’deki kanlı 1 Mayıs senaryosunu hazırlayanlar, sahneye koyanlar ve uygulayanların devamı bir zihniyet. Küresel güçlerin işbirlikçileri… Köylüye “gözünü toprak doyursun” diyenler onlar değil mi? Emekçilere “ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar” diyen onlar değil mi? Gözlerimizin içine bakarak ülkenin ve halkın varlıklarını yabancılara “babalar gibi” satanlar bunlar değil mi?

İktidar, önce 1 Mayıs’ın tatil olması talebini, 2 katrilyon liralık gelir kaybı yaşanacağı gerekçesiyle reddetti. Hiç inandırıcı değildi. Gayri safi ulusal hasılayı 365’e bölüp böyle bir sonuç çıkarmışlar. Gerçekten çok komik…

Hükümet, tatili reddetmekle kalmadı, Taksim’in emekçilere kapalı olduğunu da sert ve uzlaşmaz bir ifadeyle dile getirdi. Nedenini ise “ciddi provokasyon istihbaratı aldık” şeklinde açıkladılar. Bu istihbaratı nerden aldıklarını da çok merak ediyorum doğrusu. Sanki kışkırtıcılar, Taksim dışındaki toplanma alanlarında olay çıkaramazlarmış gibi… Sanki koskoca devletimizin gücü işçilerin arasına karışacak kışkırtıcıları ayırmaya yetmezmiş gibi… Sanki her 1 Mayıs bayramında olay çıkarmış gibi…

Anayasa’nın değiştirilemez ilkesi laikliğe karşı odak olmak suçuyla yargılanan partinin bir bakanı, Taksim’e girilmesinin “anayasal düzeni değiştirmeye yönelik bir suç olacağını” bile söyledi. Diğer bakanlar ve iktidarın üst düzey yöneticileri, emekçileri açık bir şekilde tehdit etti.

Türk bayraklarının yakıldığı, ayrılıkçı terörist örgütün bayraklarının açıldığı, terörün açıkça desteklendiği mitingleri, gösterileri büyük bir hoşgörüyle seyredenler, işçilere, emekçilere ve onların örgütlerine bir günlüğüne olsun dayanamadı.

Şimdi AKP’yi pek demokrat bulan, suskun kalan, sahte muhalif takılan bazı sendikacılar, iktidar destekçisi liberaller, ikinci cumhuriyetçiler, sahte demokratlar, sahte solcular, tarikat şeyhlerinin müritleri, din pazarlamacıları, AB yöneticileri bu manzaralara ne söyleyeceksiniz? Şimdi ne diyeceksiniz?

Yatıp kalkıp demokrasi ve özgürlük diyen, Avrupa Birliği’nin talimatlarını emir sayan iktidarın sahte demokrasisi, sahte özgürlük anlayışı bir kere daha ortaya çıkmadı mı?

Sosyal Güvenlik Reformu adı altında emekçinin kazanılmış hakkını elinden alan bir iktidar mı emeğin bayramını kutlayacak ya da kutlanmasını kabul edecek?

İstanbul’da ortaya çıkan bu utanç tablosunun sorumlusu iktidardır, İstanbul Valisi’dir. Laiklik olmadan demokrasi olamaz. AKP ne demokrasi ne de özgürlük istiyor. AKP “İslam devleti” istiyor, korkunun krallığını kurmak için “polis devleti” istiyor, kendine biat eden toplum istiyor.

Tarih: 04.05.2008 | Saat: 00.35 | Utku Gürakar