Eli kanlı krallar, köşeleri tutanlar… Kötü ve ucuz bir film gibi…
(*)
2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde 35 kişinin yanarak ve dumandan boğularak öldüğü Madımak Katliamı’nın üzerinden on beş yıl geçti. Türkiye’nin tarihine Sivas Katliamı olarak geçen bu şeriatçı, gerici, faşist katliam devletin ve güvenlik güçlerinin karşısında, Cumhuriyetimizin tohumlarının atıldığı bir kentte gerçekleşti.
Orada Pir Sultan Abdal anılacaktı ve dev bir heykel açılışı yapılacaktı. Sivas’a giden yazar, ozan, düşünür, sanatçı topluluk arasında Aziz Nesin de vardı. Nesin, o gün, pek çok Alevi’nin bulunduğu oturumda konuştu. Salon ilgiyle, sevgiyle Nesin’i dinledi ve alkışladı. Bir yazarın ilk görevinin inandıklarını söylemek olduğunu biliyorlardı. Alevi topluluk, Aziz Nesin kürsüde ne kadar özgürse, kendilerinin de o kadar özgür olacağını bilmekteydi.
Köktendinci eylemciler, insanların canını almayı din sananlar, laik Cumhuriyete karşı düşmanlıklarını, yürüyüş sırasında sıkça tekrarladıkları “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!” sloganıyla ortaya koydular.
Türkiye Sivas’ta yapılan katliama dünden bugüne gelmedi. Süreç, 10 Kasım 1938’de başladı. Ulusal kurtuluşumuzun al bayrağı altında al bayrak düşmanlığı yapan “travma”ya uğramış güçler, içlerine bir türlü sindiremedikleri cumhuriyeti, kurulduğu yerden başlayarak yok etmek istediler.
Gözü dönmüş köktendinciler, Sivas’ta henüz Madımak Katliamı’nın dumanı tüterken yayımladıkları bildiride halka şöyle sesleniyorlardı: “Kendinden zuhur şeklinde ortaya çıkan şanlı Sivas kıyımından alınacak ne çok ders var herkes için! Sivas’taki cumada ani zuhur’dan, son olarak altını çizmek istediğimiz husus şu: Halk, halkına sahip çıkıyor ve 70 yıldır kendisine hayatı zindan eden işgalci laiklere karşı kısasın hayat veren soluğuna sığınıyor! Artık Türkiye’de hayat, yalnız Müslümanlar için zor olmayacak, işgalci laikler için de zor olacak! Sivas sadece küçük bir haber! Herkes safını seçmekle mükellef! Bizden söylemesi!”(**)
Onlar daha o gün, “Sivas katliamının küçük bir haber” olduğunu, arkasının geleceğini söyleyerek “safımızı doğru seçmemizi” öğütlüyorlardı bize! Açıkça, “bizden yana olmayan yok edilir!” demek istiyorlardı.
Bu kara leke, AKP iktidarının Madımak Oteli’nin müze olmasına ilişkin talepleri görmezden gelen tutumu, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın’ın “Pişmiş aşa soğuk su katılmaz” yanıtıyla daha da büyümüştür. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın “Madımak Oteli’nin kamulaştırılması için yeterli bütçeye sahip değilim” sözleri en az bu katliam kadar can yakıcıdır. Bunlar, ideal yurttaşı Sünni olarak tanımlayan devlet anlayışının hala değişmediğinin kanıtıdır.
O gün Madımak Oteli’nin önündeki arabaları devirip ateşe verenlerin, otelin perdelerini tutuşturup “yanın o…lar” diye bağıranların devamı bir zihniyet, bugün ülkemizin yönetsel yerlerinde, AB ve ABD ile işbirliği içerisinde ülkemizi ortaçağın karanlığına sürükleme çabasındalar.
Çağdaş, ileri, demokrat, aydın insanlara ve Alevilere karşı yok etme politikalarına yönelik tüm katliamları protesto etmeli, Sivas ve diğer katliamları unutmamalı ve unutturmamalıyız. Yakılan bizdik, yakılan insanlıktı çünkü…
(*) Sivas Katliamı’nın 15. yılında 35 canın anısına İzmir/Karşıyaka’da yapılan “2 Temmuz Anıtı” (Heykel, birbirine kenetlenmiş ancak hiçbir şekilde birbirinin üstüne basmayan alev formundaki insan figürlerinden oluşuyor. Alevin üzerinde kollarını iki yana açmış olan figür başı dik bir şekilde duruyor. Anıtı çevreleyen pirinç plakada ise Nazım Hikmet’in “Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak; nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizeleri yer alıyor.)
(**)Taraf dergisi, 01.08.1993 (O gün Sivas’ı yangın yerine çeviren şeriatçıların yayın organı.)
Tarih: 11.07.2008 | Saat: 15.40 | Utku Gürakar
Reklam
Yorum Yazın