Almanya’daki Deniz Feneri’ne Alman mali polisinin 3 yıl boyunca süren takibinin sonunda 2007 yılının Nisan ayında Frankfurt’ta operasyon yapıldı. Vurgun ortaya çıkınca Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği, Almanya’daki dernekle bağlantısının olmadığı açıklamasına sığındı. Ancak ilişkiler zinciri aradaki bağlantıyı açıkça ortaya koyuyordu.

Türkiye’deki Deniz Feneri’nin doğuşunda Kanal 7’de sunduğu programlar etkili olan Uğur Aslan, Almanya’daki derneğin temellerinin atılmasında da boy gösteriyor, televizyonda halkı bağış yapması için yüreklendiriyordu. Almanya’daki Deniz Feneri Derneği de bu kanalın Almanya’da yayın yapan kuruluşu Kanal 7 INT (Euro 7) ile aynı binayı paylaşıyor, mekân ve yönetim bakımından iç içe bulunuyorlardı. Tutuklu sanık Mehmet Gürhan hem Almanya Deniz Feneri’nin hem Kanal 7 INT’in genel müdürüydü. Almanya’daki Deniz Feneri Derneği’nin reklamları da Türkiye’deki Deniz Feneri tarafından hazırlanıyordu. Reklam pastasından en büyük payı ise Kanal 7 televizyonu alıyordu.

Almanya’daki Deniz Feneri davasında bilirkişi, “Almanya’daki Deniz Feneri’nden Türkiye’dekine 7 milyon Euro havale edildi” tespitini yaptı. Sadece resmi kayıtlara göre 42 milyon Euro’ya yakın bağış toplandığı, bu paranın 17 milyon Euro’sunun nakit olarak çekildiği, 2 milyon Euro’sunun da muhasebe kayıtlarında görülmediği; Atlas, Weiss Handels und Investment GmbH(Beyaz Holding), Taxi Quick, RapidWay firmalarına ve Kanal 7 INT’e para aktarıldığı belirlendi. Nakit olarak çekilen paraların Türkiye’ye götürülmesinde, Mehmet Gürhan, Mehmet Taşkan ve başka kişiler kuryelik yapıyorlardı.

Muhasebe müdürü Firdevsi Ermiş’in iddianamede yer alan ifadesinde ve Alman savcılık ile PWC mali denetim şirketi raporlarında RTÜK Başkanı Zahid Akman hem alıcı hem kurye olarak suçlanıyordu. Zahid Akman’ın, Almanya’daki Weiss GmbH, Atlas Media Marketing, Yeni Şafak Europa şirketlerinde genel müdürlük yaptığı da belirlendi.

2005 yılının Şubat ayında, alındı belgesinde herhangi bir meblağ yazılı olmamakla beraber Mehmet Gürhan, Firdevsi Ermiş’ten parayı, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a vermek üzere aldığı, sanık Ermiş’ in 7. kez ifadesi alınırken sorulmuş ve doğruluğu tasdik edilmiştir. Hakkındaki iddiaları cevaplarken “Erdoğan ne böyle bir para almıştır, ne de böyle bir paranın sahibiyle tanışmıştır” diyen Başbakan Erdoğan’ın Mehmet Gürhan ile yan yana fotoğrafları bulunuyor.

Alman savcı iddianamede, YİMPAŞ Holding’in, dünyanın her tarafında şube şirketler kurduğu ve Almanya’da yaşayan binlerce Türk yatırımcıdan paralar toplayarak zimmetine geçirdiğini, Türkiye’de AKP gibi parti ve İslami örgütlerin finansmanında kullandığı belirtiyor.

Din sömürüsüyle yapılan iğrenç bir vurgunun boyutları, Kanal 7, Yimpaş Holding, Yeni Şafak, Beyaz(Weiss) Holding ve kurucularından Zahid Akman’a, iktidara ve desteklediği kurum ve kişilere kadar uzanıyor.

Zahid Akman’ın eşiyle birlikte kurduğu bir şirketteki hisselerini Deniz Feneri vurgununda kullanılan Beyaz Holding ile vurgunun kilit isimlerinden, Kanal 7’nin sahibi Zekeriya Karaman’a devrettiği anlaşılıyor. Savcı Lötz ise konuşmasında Almanya’daki sanıkların asıl failler olmadığını, asıl faillerin Türkiye’de olduğunu belirterek, tüm yapılanlardan Türkiye Deniz Feneri kurucularından Kanal 7 yönetim kurulu başkanı Zekeriya Karaman’ı sorumlu tuttu. Savcı buradaki sanıkların iş başında görüldüklerini ancak tüm yönetim ve kontrolün Türkiye’den yapıldığını ve Zekeriya Karaman isminin ön plana çıktığını kaydetti. Savcı Lötz tüm bu yaşananlardan Türkiye’de A. Zahid Akman, İsmail Karahan ve Harun Yoldaş’ın da sorumlu olduğunu iddia etti.

Doğan Grubu Almanya’da görülen davanın iddianamesini gazetelerinde yazıp televizyonlarında haberlerini yapınca suçluların telaşı içinde olan başbakan kendinden geçti ve Doğan Grubu’nun patronu Aydın Doğan’ı hedef tahtasına koydu. AKP iktidarı Sabah Grubu’nu ele geçirdiği gibi Doğan Grubu medyasını da ele geçirme çabasında. Dinci ve iktidar uşağı gazeteler gibi Deniz Feneri davasını görmezden gelmek Doğan Grubu medyasının sindirebileceği bir iş değildir. Ancak, skandal ilk kez belgeleriyle ortaya atıldığında Doğan medyası da bunu alıp başlıklara taşımadı.

AKP’nin yarattığı yandaş, dinci medya ve iktidara yakın çevreler soruşturmanın başladığı 2007 yılından beri olayları görmezden geldi. O zamanki KanalTürk(şimdiki Kanal BİZ), Ulusal Kanal ve Cumhuriyet dışındaki yayın organları bu utanç verici dolandırıcılık olayına yeterli önemi vermediler.

AKP, Türkiye’yi sarsan skandalın üzerine gitmek yerine karşı saldırıya geçerken, Almanya’da olay Yeşiller Partisi milletvekili Özcan Mutlu’nun verdiği 11 maddelik soru önergesiyle Berlin Eyalet Meclisi’ne taşındı. Böylece dava TBMM’den önce Berlin Eyalet Meclisi’nde gündeme gelmiş oldu.

Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç tarafından üstün hizmet madalyası verildi ve 2004’te AKP hükümetinin kararıyla Bakanlar Kurulu tarafından “kamu yararına çalışan dernek” (valilik ya da emniyetten izin almadan maddi yardım toplama hakkı) statüsü kazandırıldı. Ayrıca, derneğe vergi muafiyeti de sağlandı. Özel statü verilmesinin altında yatan neden ise Kızılay’a İslamcı alternatif yaratmaktı.

Atatürkçü derneklere müfettiş gönderip aylarca denetim yaptıran hükümet, Deniz Feneri Derneği’ne hiç dokunmuyor. Dinci medyanın Vakit’i, Yeni Şafak’ı, Zaman’ı, Milli Gazete’si, Taraf, Sabah, Bugün ve Star inançlı Müslümanları hortumlayan ve bu büyük rezalete imza atanlar karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.

Yimpaş örneği henüz taze. Başkanı, mahkemece aranırken, AKP’li bakanlarla birlikte ya açılış yapıyorlardı, ya cenaze namazı kılıyordu ya da madalya alıyordu. Almanya’da katıldığı bir toplantıda çarpılan paralarını soran işçilere ne demişti Başbakan? “Ne diyor şu sahtekâr? Paraların yüksek faizlerini alırken tatlıydı…” Başbakan’ın bu sözleri daha o zaman üçkâğıtçılara yaklaşımını belli etmiyor muydu?

Ülkemizde irticanın odağı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tescillenen AKP iktidarı, Atatürk ilke ve inkılâplarına karşı örgütlenerek, toplanan paraları ciddi boyutlarda kendi örgütlerinde nemalandırmıştır. Anlaşılmaktadır ki siyaset bu kirli finansmanı, her türlü sahtekârlığı mübah görerek laik cumhuriyete karşı kullanmıştır. İddianame ve mahkeme kararı bunu açıkça göstermektedir.

Müslüman olmayan kardeşler bile Müslüman kardeşlerin diğer Müslüman kardeşleri tokatladıklarını görünce daha fazla dayanamayıp bu büyük soygunu açığa çıkardılar. Alman adaleti teşekkürü hak ediyor. Ancak bizde işler onlardaki gibi yürümüyor. Kurye olarak aranan adam bizde RTÜK başkanı ve ona kimse dokunmuyor, savcılar sessiz kalıyor.

Almanya’daki mahkeme tarafından Mehmet Gürhan’a 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan’a 2 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Firdevsi Ermiş’e verilen 1 yıl 10 ay hapis cezası ise tutuklu bulunduğu 1,5 yıl göz önüne alınarak, Ermiş’in mahkemenin ardından serbest bırakılacağı açıklandı. Gürhan’ın Türkiye’den gelen kararları uyguladığını, Türkiye’den yardım beklediğini belirten Alman Savcı, Gürhan’ın “Türkiye’dekileri” korumaya çalıştığını söyledi. Savcı, ayrıca Gürhan’ın “yaptığına pişman olmadığı için cezasının en üst düzeyden verildiği” açıklandı.

Tarih: 17.09.2008 | Saat: 22.20| Utku Gürakar