Dolabınızda belki de bodrumda ya da çatı katında bir köşede yalnız başına duran giysileriniz… Bir kere giyip sonra yüzüne bakmadığınız ya da sürekli giyerek eskittiğiniz giysileriniz… Hepsinin başından geçen bir hikâye vardır mutlaka.
İnternette İtalya kaynaklı Abitare dergisini okurken Elena Pirazzoli’nin hazırladığı “Giysilerin Yaşamı” isimli yazı dikkatimi çekti. Sanatçı Christian Boltanski ile İtalya’nın Milan şehrindeki Hangar Bicocca’da 30 ton giysinin bulunduğu depoda gerçekleşen söyleşide Boltanski, “eski ve yıpranmış giysiler yerine en az 500.000 insan gördüğünü” söylüyor. Fotoğrafta gördüğünüz giysilerin yaslandığı vinç ise sanatçı tarafından “kaderin eli” daha doğrusu “tanrı” olarak tanımlanıyor. “İnsanlara yaşamı veren de onlardan yaşamı alan da bu ilahi parmaktır. Mekanik kol ise duygusuz bir şekilde açmaktadır elini. Varoluş henüz bitmedi; tam olarak bilemeyiz. O gömlek veya soldaki etek kadın ve erkeğin kaybolmuş bir parçası olabilir” diyor.
Bir insanın eşyası olan nesneler yeni bir görsel sanat değil aslında. ABD’nin Washington DC şehrindeki Holocaust Museum’da bir oda toplama kamplarında ölenlerin ayakkabılarıyla dolu. Bu müzede 4000 ayakkabı bulunuyor.
Benzer şekilde ABD’nin New York şehrinde Ellis Island’taki müzede göçmenler tarafından terk edilen bavullar, valizler sergileniyor.
Bazı giysilerin belleğimizde yeri olabilir, bazılarının duygusal hatıraları… Ancak her kim ağzına kadar hatıralarla dolu bir dolabı ister ki?
Paylaş/Beğen:


